Share

“Sokaklar Bizim”

19. yüzyılda Batı toplumlarında aile hayatı ve kamusal alanı özel alandan ayırma fikri, kentsel planlama ve mimari projeleri de günümüze kadar etkilemeye devam etti. Bu nedenle kentler, genellikle referans noktası olarak “erkek”i alarak inşa edildi, tasarlandı ve bütçelendi. Böylelikle erkeklere ve kadınlara kamusal alanda nerede ve nasıl yaşamaları gerektiği konusunda az çok belirli bir yön veriliyor. Eril sokak isimleri, öncelikli olarak erkek çocuklarının yararlanabildiği serbest zaman etkinlikleri, toplumsal cinsiyete duyarlı olmayan ulaşım olanakları ve tasarımlar, sokak tacizinin yaygınlığı gibi örnekler, kentlerin hâlâ esas olarak eril beden tarafından yalnızca kendileri için yapıldığını gösteriyor. Erkeklerin çoğunluğu, belediye başkanları, mimarlar ve şehir planlamacıları gibi işlerde baskın olduklarından, kentlerin nasıl tasarlandığını da doğrudan etkileyen güçlü pozisyonlardalar.

Sokaklara çıkmaktan iz bırakmaya
Geçmişte kadınlar varlıklarını ve sorunlarını sokak protestoları aracılığıyla daha görünür kıldılar. Böylece, 2019’da Fransız kentlerindeki çeşitli kadın grupları, kamusal alanlara mesajlarını yapıştırmaktan oluşan yeni bir feminist aktivizm formunu benimsedi. #metoo’dan sadece birkaç sene sonra doğan, Avrupa içinde ve dışında giderek daha fazla kentte etkisi hissedilmeye başlayan bu hareket, tarih boyunca kentsel alan talep etmek ve görünürlük sağlamak için kullanılan teknik ve taktikler (örn. duvar yazısı) üzerine kurulu. “Sokaklar da bizim” gibi beyaz kağıda basılmış mesajları yapıştırmak için geceleri kentin sembolik noktalarına gidiyorlar. Bu yöntem, yoldan geçenlere seslenmek, yetkililere ulaşmak ve kadınlar arasında bir dayanışma duygusu yaratmayı sağlayan güçlü mesajları yaymanın nispeten ucuz, basit ve erişilebilir bir yolu olarak sayılabilir.

Tepkiler çoğunlukla pozitif olsa da bazen düşmanca tavırlarla da karşılaşılabiliyor. Fakat bundan vazgeçmiyorlar çünkü bu mesajları yapıştırmak, kadınları etkileyen konularda farkındalık yaratmanın ve başkalarını eğitmenin bir yolu olarak görülüyor. Sokakta insanların önüne bu meseleleri getirerek, yürüyenlere sürekli kadınları etkileyen bu problemler hatırlatılıyor. Bu sadece hükümetin eylemsizliğine karşı tepkisel bir hareket değil. Bu hareket aynı zamanda, kadınların örgütlenerek kendilerini ilgilendiren önemli meseleleri kamuoyundaki tartışmalara ağırlık verme niyetiyle ve bir şeylerin değişmesine yardımcı olacağı umuduyla ortaya koydukları toplumsal bir hareket niteliği de taşıyor.

Kaynak: Eurocities